March 2010
2 posts
12...
her zaman var oldun, varlığın her zaman varlığımda.
her gece...
“iyi geceler aşkım” diye yatmanın mantığı nedir? saçmalık tamamen…
January 2010
4 posts
nerelerdesin?
fazfaz!
sekoya...
ağacı varken yıllardır yanımda, kurumuş dal parçalarına mı koncam ben?
uçmak varken hep aynı yerlerde mi yürüyeceğim?
en büyük dostum senken, başka dostlar mı arayacağım?
hadi canım!
superman böyle yapar mı hiç?
sıradan insanların kendisini değiştireceğine izin verir mi?
arada kriptonitle yaklaşanlar yüzünden gücü azalsa da, her zaman güçlüdür o.
çünkü her zaman sabit bir güç kaynağı vardır...
çok geç ama...
seni çok özledim ben. fazfaz’ı çok özledim. paylaşmayı çok özledim.
2010 da...
yarrakkk gibi geçerse eğer 2011’e girmem ben. şimdiden söyliim!
December 2009
3 posts
sensiz...
bir yılbaşı geçirmek garipmiş, onu anladım. o ritüel yok artık. bunu anladım.
özlenmemek...
ve aranmamak kötü bi’ şeymiş.
ne yapsam...
ne etsem bilemedim, bilemiyorum. üstümdeki bu saçma tembellik mi acaba sorun? ne bileyim. bir şeyler yapmak isteyip de yapamamak, birçok şeyi değiştirmek isteyip de çuvallamak… sanırım beni en iyi ifade eden tanım bu olsa gerek. çuvallayan kişi.
bir anda sinirlenmek, vakitsiz ve nedensiz bir şekilde boğaza doğru gelen ağlama istemi. arada oluyor evet. niye oluyor bilmiyorum? her şeyi...
November 2009
1 post
tamam işte...
aynen böyle:) şimdi olsun ve sonsuza kadar sürsün. tek isteğim budur şu dünyada.
October 2009
2 posts
sensiz olmuyor...
fazfaz. sensiz olmuyor…
cumhuriyet meyhanesi...
kabataş, vapur, çengelköy, fellini, kitaplar, tekrar vapur, taksim, beyoğlu, madrid bar, büyükada, oylum, gecelik, altınoluk, deprem, yalova, istanbul, bostancı, bakırköy, kedi, alis, matis, okul, atölye, üst kat, öpücük, sevişme, bakırköy, bostancı, zaman, teşvikiye, aslı, üç kişi, televizyon, tek kişilik yatak, temizlik, erol, altınoluk, aile, akçay, ören, istanbul, teşvikiye, mezuniyet,...
September 2009
5 posts
o zaman...
kuşağaç diye bir tür yaratalım. olmaz mı?
kelebek etkisinin...
gerçek hayattaki yansımasının bu denli gerçekçi olması gayet fenaymış onu anladım. yaşanılan şeylerin etkisi nasıl bu kadar kötü olabilir ya! söylesene fazfaz?
yağmurlu havalarda...
digiturk’ünüzü kapatmayı unutmayınız… ne bu böyle ya! kablolunun gözünü seveyim.
bugün rüyamda...
wieden+kennedy’de çalıştığımı gördüm0 (londra ofisinde). çok ilginç bir rüyaydı. nasıl gittiğimi hatırlamıyorum ama kiminle gittiğimi hatırlıyorum. bizim digital mccann’den kasım’la gidiyoruz.
neyses ajansa giriyoruz. burası hafif modern bir tasarıma sahip, çok büyük olmayan bir yer. wieden+kennedy’den wieden’la konuşuyoruz. işte biz burada çalışmak istiyoruz falan....
az önce...
bir işe bir revizyon geldi. revizyon gelen işin revizyonunu yaptım. ve revizyon gelen işin revizyonunu yaptığım için aybaşında bana para veriyorlar. yani böyle garip bir işe böyle garip bir revizyon geldiği için böyle ilginç bir şekilde para veriyorlar bana. garip bir iş yapıyorum galiba ben.
August 2009
12 posts
where...
are you superman?
kimbilir...
doğrudur belki de bu.
e tabi...
haklısın ne diyeyim. az önce ajans telefonuna gelen yanlış numaranın sen olduğunu düşünmek ve heyecanlanmak da çok enteresanmış.
öyle...
kallavi bir küfür etmek istiyorum ki… gerçekten çok sıkıldım galiba ben bu hayattan! zaten dünyada, uzayda kapladığımız yer göt kadar bile değil, bir de böyle sıkıntılar, sorunlar, mutsuzlukları niye yaşıyoruz onu anlamıyorum!
yarından sonra...
bunlara dikkat edin: mümkünse yemek yemeyin, yerseniz de sota bi yer bulup orda yeyin. sigara içmeyin, içmek isterseniz de yine sota bi yerde için. öpüşmeyin, öpüşmek isterseniz de yine sota bir yerde öpüşün. elele tutuşmak belki olabilir. sarılmak keza asla. muhafazakar yerlere hiç girmeyin. arabanız varsa, kornaya üstünkörü basmayın. çünkü orucu başına vuran kişinin size girişme potansiyeli...
ee...
n’oldu ki şimdi? bi’ anda, ansızın. anlamadım ben. (tabii hiçbir şey bi’ anda olmaz da, lafın gelişi.) kötü mü oldu? iyi mi oldu? anlamadi ben. fazfaz?
kim ne derse desin...
reklamı seviyorum. reklamın her yerde olmasını seviyorum. eğer yaratıcı bir şekilde kullanılacaksa reklamın her yerde kullanılmasını seviyorum. billboard kirliliğini de seviyorum. bence harika bir renk kompozisyonu sağlıyor. böyle uzaktan bakınca sanki soyut tek bir tabloya dönüşüyor. times meydanı’nda yaşamak isterim mesela… reklam kirliliğini, kötü reklamı da seviyorum. saykodelik...
en sevmediğim şey...
yola çıkmak. sığamadığım bir otobüsle 8 saat boyunca yolculuk yapmak. gece-gündüz fark etmiyor, uyuyamıyorum. uyuyamayınca da yorgun argın bir şekilde varıyorum gideceğim yere. neyse… görüşürüz fazfaz:)
ne güzel...
yarın doğumgünüm olduğunu unutmuştum. Ah bu Facebook yaktı beni! 40’a 7 kalması ne fenaymış…
"aman yesinler...
yesinleerr, fançoss yesinlerrr fançooss” diyen hilkat garibesi reklam ile ‘nazo nazo nazo’ diye hönküren reklamlardan şunu anladım ki, bu markalar digiturk’ün!.. bu kadar çok frekanstan nasıl girmişler reklam kuşağına anlayamıyorum. devamlı devamlı dönüyor, inanılır gibi değil. aha yine çıktı!
en iyisi ben bir bayilik aliim bunlardan, malum iki reklamın sonunda da...
kemal sunal...
filmlerini, özellikle 1970’ler sonu ve 80’ler ortasında çekilenleri çok seviyorum. misal şu anda türkmax’te sahte kabadayı filmi oynuyor ve ben hala, mütemadiyen gülüyorum. figürasyon, renk, yönetimi, konularının abukluğu ama bir o kadar da eleştirel oluşu ve kemal sunal’ın oyunculuğu bir daha gelmez sanırım bu dünyaya.
"Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına...
July 2009
42 posts
mütemadiyen...
kelimesini çok severim ve mütemadiyen kullanırım. siz de kullanın…
tdk...
için yazdıklarının hepsi ben mi olsam acaba? ne dersin?
çocuklarımızın...
bu hallere sokulduğunu görünce geleceğe dair umudum biraz daha artıyor. o kadar mutlu oluyorum ki. imanlı çocuklarımız olacak, her şeyi dine göre yorumlayacaklar ve salt aklı asla kullanmayacaklar. o kadar bahtiyarım ki. harika bir ülkede yaşadığımı daha iyi anlıyorum artık. işte bu facebook video‘su da bunları düşünürken çıktı ortaya. mutluluktan uçuyorum şu anda.
öyle bir şey ki bu...
sosyal ortamda yazdığın ‘normal’ bir şey de olsa, bazı yarrak kafalılar tarafından ispiyonlanıp, kendine yapılan bu saygısızlığı sineye çekmek zorunda bırakılıyorsun, çok fena. e sikim o zaman ben böyle sosyal ortamı! sosyal ortam değil, bildiğin kerane gibi olmuş buralar. kimseye güvenemediğin, yazarken ince eleyip sık dokumak zorunda bırakıldığın boktan bir ortama dönüşmüş. anca...
bu...
‘home’ belgeselinden sonra şunu fark ettim. hayatım teşvikiye-levent-taksim vs. bilumum yerlerde geçiyor, ama dünyada (mesela) kostarika diye bir yer var. ordusu olmayan, tamamen çevreci harika adamların oluşturduğu bir yer. antartika var, maldivler, rüzgar tirbünleriyle dolu danimarka, kenya, burkina faso falan. peki bu yerleri gezmek, dünyanın altını üstünü getirmek varken, benim...
cnbc-e'de...
harika bir belgesel var, “home”. insanoğlunun doğanın bir türlü yok olmayan virüsü olduğunu daha iyi anlıyorsun. sanırım dünyanın en sallama varlığı biz olmalıyız.
bir arkadaşım...
çok sevdiği dodge’unu satıyor ve ona blog bile açmış. her gün yazarsa ilginç olabilir kanaatindeyim. evet öyleyim.
bir dedikoduya göre...
türkiye’nin en iyi reklamcılarından derya tambay tekrar büyük network ajanslarından birinde çalışacakmış. tbwa/istanbul’un şu anki konumuna gelmesinde çok büyük katkısı olan tambay’ın bu dönüşü acaba hangi ajansta vuku bulacak? az sonra!
(bu duyum çok sağlam bi’ yerden gelmiştir, sonra demedi demeyin.)
en yakın zamanda...
yeni eve taşınmak lazım. burası çok büyük gelmeye başladı artık. yankı bile yapıyor.
bi’ de nasıl desem, offf…
arkadaşlar...
biraz sessiz olur musunuz, çalışamıyorum! diyen salakları sevmiyorum pek. o zaman niye bu mesleği seçtin rraammm demek geliyor insanın içinden. sanki bankadayız. tee allam! bana yakında gelecekler, çok ciddiyim.
nevizade'de...
oturup, rakı + mezenin yanında sigaramı içemeyeceksem, ben ne yapiim böyle fasıl ortamını? reva mı bu sayın içiciler?
o bana...
inanmadıktan sonra, ben niye dine inanayım ki?
her şeyimiz tamdı...
di mi?
mesela;
dünyanın ekonomik olarak en muhteşem ülkesiyiz, gayrı safi milli hasılamız diğer ülkelere nazaran daha yüksek ve muhteşem. hepimiz eşit yaşıyoruz. çocuk istismarı yok. sağlığımız mükemmel. herkes hybrid araba kullanıyor, böylelikle egzost dumanı yutmuyoruz. hepimizin özel sağlık sigortası var ve muntazaman sağlık kontröllerine gidiyoruz. en güzel yerlere termik santraller...
o kadar çok koyuyor ki...
böyle aval aval takılmak. e abicim sen istedin böyle olmasını, öyle değil mi? o zaman niye vık vık ediyorsun ki? takıl işte istediğin gibi, oh mis! anlamsız bir şekilde yaşa git. daha ne olacağıdı?
sigara karşıtı...
olup da yasağı anlamayan veya anlamamakta direnen sevgili manyak, gaza gelen insanoğlu, bakın tam olarak yasak ne diyor:
“sabit veya seyyar bir tavanı veya çatısı (çadır, güneşlik vb. dahil) olan, kapıları, pencereleri ve giriş yolları dışında bütün yan yüzeyleri geçici veya kalıcı olarak tamamen kapatılmış alanlar ile aynı şekilde tavanı veya çatısı olup yan yüzeylerinin yarısından fazlası...
taksim...
ve civarında görüldüğü öne sürülen azılı tiryaki hamdullah sakızlıkibar (43), beyoğlu’ndaki bir kafede sigara içerken etkisiz hale getirildi. duman avcıları timi tarafından yakalanan hamdullah sakızlıkibar bağımlı değil sadece dudak tiryakisi olduğunu belirtirken, istanbul duman avcıları asayiş merkezi’den yapılan açıklamada sigara içenlere karşı yürütülen bu tip operasyonların tam gaz...
tabir-i caizse...
o kadar çok yarrakkkk kafalı var ki şu dünyada. hepsini kesesim geliyor kökünden.
bir ömür...
böyle geçecek gibi. ilginç, garip, yalnız.
saçmasapan insanlarla uğraşıp, en doğru insanla uğraşamamanın acizliği.
yumurta...
sucuklu olursa güzel, pastırmalı olursa da pek güzel yenilebilecek bir besin maddesi biliyorsun. özellikle bunu, sen yapıyorsan bambaşka:) işte bu da benim kısa hikayem…
şimdiye kadar...
sigara içtiğim için tanıdık birinden bu kadar terbiyesizce bir harekete maruz kalmamışımdır herhalde, bu gece rock’n coke’da bu da oldu ya ölsem de gam yemem. üstüne üstlük günlerce çalışıp, her yerini tasarladığım alanda. insana bi’ hayli koyuyor bu. böyle sigara karşıtlığına pes doğrusu!
not: açık alan olduğu halde beni kovarcasına uzaklaştıran zat-ı muhterem: o açık alanda...
ego...
garip bir şey. bugün rock’n coke’a gidince fark ettim. her yerde tasarımlarımı, işlerimi görünce biraz garip oldum. götüm de kalkmadı ama bir anda herkese ‘bunları ben yaptım ey ahali’ diyesim geldi. ego böyle bi’ şey galiba.
bu arada hepsi sayende…