19th
tamam işte...
aynen böyle:) şimdi olsun ve sonsuza kadar sürsün. tek isteğim budur şu dünyada.
aynen böyle:) şimdi olsun ve sonsuza kadar sürsün. tek isteğim budur şu dünyada.
kabataş, vapur, çengelköy, fellini, kitaplar, tekrar vapur, taksim, beyoğlu, madrid bar, büyükada, oylum, gecelik, altınoluk, deprem, yalova, istanbul, bostancı, bakırköy, kedi, alis, matis, okul, atölye, üst kat, öpücük, sevişme, bakırköy, bostancı, zaman, teşvikiye, aslı, üç kişi, televizyon, tek kişilik yatak, temizlik, erol, altınoluk, aile, akçay, ören, istanbul, teşvikiye, mezuniyet, stadyum, meyhane, illüstrasyon, reklam, iş yeri, ev ofis, macintosh, teşvikiye, iki kişilik ev, en üst kat, yaz, sıcak, taşınma, 3+1, imac, büyük masa, çocuk kitapları, taksim, maslak, yalova, teşvikiye, soğuk, yalan, aile, parça parça, bilinç, saçma, ev, başka ev, başka hayat, teşvikiye, şişli, 12 ekim 2009, sarıyer…
gerçek hayattaki yansımasının bu denli gerçekçi olması gayet fenaymış onu anladım. yaşanılan şeylerin etkisi nasıl bu kadar kötü olabilir ya! söylesene fazfaz?
digiturk’ünüzü kapatmayı unutmayınız… ne bu böyle ya! kablolunun gözünü seveyim.
wieden+kennedy’de çalıştığımı gördüm0 (londra ofisinde). çok ilginç bir rüyaydı. nasıl gittiğimi hatırlamıyorum ama kiminle gittiğimi hatırlıyorum. bizim digital mccann’den kasım’la gidiyoruz.
neyses ajansa giriyoruz. burası hafif modern bir tasarıma sahip, çok büyük olmayan bir yer. wieden+kennedy’den wieden’la konuşuyoruz. işte biz burada çalışmak istiyoruz falan. sonra adam tamam diyor. kimse yok ajansta adamdan başka. mesai bitmiş çünkü. sonra ben yerime geçiyorum. böyle garip ekranlı bir bilgisayar. bilgisayarı kullanmaya başlıyorum. ekranda açık olan freehand dosyasında türkçe bir broşür var! nasıl yani? diyorum. bilgisayar biraz yavaş. bir bakıyorum g4’müş:) sonra ertesi gün oluyor. işe geliyoruz kasım’la. herkesle teker teker tanışıyorum. tüm yaratıcı ekiple falan. bunlar mola vermiş, ofisin ortasına büyük bir tuval koyup, üzerine resim yapan arkadaşlarını seyrediyorlar. çocuk güzel resim yapıyor. seyredenlerden ikisi birbirlerine aniden türkçe hitap beşliyor ve ben afallıyorum.
sonra uyanıyorum. şimdilik hatırladıklarım bu kadar. neler vardı acaba başka?
(ha bu arada daha önce de bir ingiliz pub’ında deliler gibi bira içiyordum geçenlerde. birkaç tanımadığım ingiliz’le birlikte. acaba biri bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor:)
bir işe bir revizyon geldi. revizyon gelen işin revizyonunu yaptım. ve revizyon gelen işin revizyonunu yaptığım için aybaşında bana para veriyorlar. yani böyle garip bir işe böyle garip bir revizyon geldiği için böyle ilginç bir şekilde para veriyorlar bana. garip bir iş yapıyorum galiba ben.